Duyurular

  • YAPA ANAOKULLARI MERKEZ OFİS

Anne-babalar çocukları ile arkadaş olabilir mi?

2017-02-10 11:40:18

 

Yard. Doç.Dr. Oktay Aydın

Geçmişle kıyaslandığında biraz daha bilgi ile haşır neşir olmamıza rağmen, yine de bilimsel bilgiyi çok içselleştirdiği  miz söylenemez. İşte bu kısmi bilgilenmiş halimiz, genel olarak işimize yarasa da kimi zaman kafamızı da karıştırıyor. Öyle ki, günümüzde anne-babaların bir çoğu bu kısmi bilgilere dayanarak yanlış çıkarımlar yapabiliyor ve bu çıkarımlarından hareketle çocuklarıyla kurdukları ilişkilere de bu kafa karışıklığını yansıtabiliyor.                                                               Bugün, anne-babaların bir çoğu, çocuklarıyla iyi iletişim kurmak için onlarla arkadaş olmaları gerektiğini düşünüyor ve bunun için de çaba harcıyor. Böylece hem kendilerini hem de çevrelerini, modern bir çocuk yetiştirme anlayışına sahip olduklarına ve çocuklarıyla daha demokratik bir ilişki kurduklarına inandırmaya çalışıyorlar. Hatta zaman zaman çevrelerine yaptıklarının doğruluğunu söyleyip bununla gurur duyuyorlar...

 Çocuklarınıza rastgele davranma hakkınız yok

 Bu düşüncenin altında, kaliteli iletişimin sadece arkadaş-arkadaş ilişkisinde kurulabileceği, anne-babalık ilişkisinin pek de kaliteli olamayacağı kabulü vardır. Anne-baba olmak, çocuğuna rastgele davranma hakkını vermez. Sağlıklı bir ilişkinin gerektirdiği tutum ve davranışlar nelerse, anne-babaların da buna uygun davranması beklenir.

 Anne-babaların çocuklarıyla arkadaş olmaları doğru mu?

 Hayır. Çünkü onların yeterince arkadaşı var. Çocuklar, anne-babalarından arkadaş olmalarını değil, ebeveyn olarak yerlerinde durmalarını isterler. Yani sanıldığı gibi, çocuklar buna pek de istekli değildir. Kaldı ki, çocukla arkadaş olma fikri bir çok açıdan tartışmalıdır. Bunlardan bir kaçını şöyle sıralayabiliriz.

Gerektiğinde otorite kullanılır ama arkadaşlık önemli 

Otorite güç demektir ve bütün ilişkilerde güç dengesinden söz edebiliriz. Ancak, ebeveynlik otoritesi, anne-babaya çeşitli haklar vermektedir. Örneğin, çocuğa kurallar ve sınırlar koymak, hata yaptığında kızmak, ödevlerini yapması için zorlayıcı olmak vb. gibi tepki biçimleri ebeyvenlik rollerinin içerisinde az veya çok yer alır. Çocuklar, ebeveynlerinin otorite kullanmalarına kimi zaman kızsalar da, bu otoriteyi kabul eder ve onun sayesinde kendilerini daha güvende hissederler. Ancak, arkadaşlık ilişkisi genel anlamda eşitler ilişkisidir. Klasik otorite ilişkisi arkadaşlık ilişkisinde çok da geçerli değildir. Herkes uygunsuz da olsa istediğini söyler ve konuşurken çok da düşünme ihtiyacı duymaz. Kimse birbirine herhangi bir konuda zorlama yapamaz. Anne-babalar, çocuklarının önce insan, sonra çocuk, sonra da öğrenci olarak görmelidirler. Çocuklarıyla ilişkilerinde ebeveynlik rollerini gözardı etmemelidirler. Sonuçta arkadaşçılık oynamak yerine anne-babalık rollerini iyi yapmalıdırlar. Anne-babalığın içgüdüsel doğallığı onlara çoğu zaman doğru yolu gösterecektir. Çocuklarının gelişimine yapacakları en büyük katkı da bu yolla olabilir. Çocuklarına arkadaş olarak değil, anne-baba olarak kalite sunmalıdırlar.

 Anne-babalık rolleri ile arkadaşlık rolleri birbirinden farklıdır

 Hayatımızdaki bütün ilişkiler öncelikle “insan-insana ilişki”dir ve insanların birbiriyle kurdukları bütün ilişkiler için geçerli temel insani değerler vardır. Sağlıklı ilişkilerin hepsinde, saygı, dürüstlük, içtenlik ve sevgi gibi değerler olmak zorundadır. Bu değerler üzerine kurulan ilişki ve iletişimler kişilerin hayatına anlam ve keyif katar. Bununla birlikte, genel anlamda “insan-insana ilişki”nin belirlediği çerçevenin içinde de çeşitli sosyal rollerimiz bulunmaktadır. Bu toplumsal rollerimiz, kurduğumuz ilişkilerin sınırlarını ve çeşitli davranış biçimlerimizi belirler. Örneğin, hasta-doktor ilişkisi, esnaf-müşteri ilişkisi, karı-koca ilişkisi, öğretmen-öğrenci ilişkisi, yöneten-yönetilen ilişkisi gibi. Sonuçta, anne-baba ile çocuk arasındaki ilişki de bu ilişki biçimlerinden biridir ve kendine özgü kuralları vardır. Anne-babalık, koruyuculuk, müdahalecilik, sevme, otorite kullanma, destekleme gibi pek çok tutum ve davranış biçimini barındıran bir roldür. Bu roller belirli ölçülerde doğaldır. Oysa arkadaşlık ilişkisi, daha eşitlikçi, her duygunun yaşanabildiği, sırların paylaşıldığı, zaman zaman abartılı sayılabilecek espri ve şakaların yapıldığı bir ilişkidir. Bu ilişkinin doğasında da bu tür davranışlar vardır. Hiç bir anne-baba, çocuğunun arkadaşlarıyla yaptığı her tür şakayı kendisine yapmasını hoş karşılamaz. Çünkü, onlar gerçek anlamda bir arkadaş değildir. O halde, her ilişki kendi rol ve sınırları içerisinde olduğunda çok daha sağlıklı sonuçlar ortaya çıkar diyebiliriz. 

2016-2017 eğitim yılı başlarken velilere tavsiyeler

Burçin Demirkan Baytar

Uzman Psikolog

 

Değerli Velilerimiz,

Anaokullarımız açıldı. Çocuklarımız okula ilk başladıklarında kaygı olabilir. Bazen sizden ayrılmak istemeyebilir. Birçok anne baba da çocuğundan ayrılmak istemez, tedirginlikler yaşar.  Aslında,  çocuğunuz okula devam edip alışma sürecini atlattığında her gün gelişecek, yeni mutluluklar ve yeni başarılar yaşayacak. Siz de bu mutluluğun ve gelişimin bir parçası olacaksınız.  Ve “iyi ki çocuğumu okul öncesi eğitime vermişim” diyeceksiniz. Biz ekibimizle her yıl sizin gibi okula ilk defa adım atan birçok çocukla tanışıyoruz. Ve onların anne babaları, büyükanneleri, büyükbabaları ile tanışıyoruz.  Sene sonunda zorlanan çocuklar oryantasyon sürecinin sonunda uyum sağlayarak okulu özleyen çocuklar oluyor.

Oryantasyon sürecinde endişeliyseniz, kendi endişelerinizi çocuğunuza da bulaştırabilirsiniz. O nedenle  bu endişelerinizi okul idaresi ile paylaşıp, iç dengelerinizi yeniden pozitif yönde oluşturmaya çalışın. 

Çocukların yeni bir düzene alışması çocuktan çocuğa değişir. Bu nedenle de çocuğunuzun okula gitmesi konusunda kararlı olun. Ve aceleci davranmayın.  Ama  okulda kalma süresi, hassasiyetleri gibi konularda öğretmeni ve okul idaresi İle işbirliği yapmanızın yaralı olacağını unutmayın.  Çocuğunuzun okula gitmesi konusunda kararlı olduğunuz gibi, ona ‘güvende olduğu’ konusunda da cümleleriniz, duygularınız ve davranışlarınız ile tutarlı olun. Hiçbir zaman söylenmemesi gereken ve söylemediğinizi düşündüğüm “yaramazlık yaparsan senin annen olmam”  “böyle davranırsan, seni bırakır giderim” gibi cümleleri bu dönemde de söylemeyin.  Destekleyen, sınır koyan , pozitif anne babaların çocukları okul yolunda şanslıdır.

Bu dönemde çocuğunuzun alışma sürecinde okula sevdiği bir oyuncağınız götürebilir. Okulda arkadaşları ile kendi başına kalmayı başardığı için de, evde bir ödül çizelgesi yapıp her gün için bir  gülen yüz çizebilirsiniz. Bu gibi etkinlikler çocukların okula alışmasını hızlandırır.

 

Çocuğunuz Okula Hazır mı?

2017-02-10 11:47:58

Burçin Demirkan Baytar

Uzman Psikolog

 

Mayıs 2017 ve Eylül  2017 !!!

OKULA BAŞLAMADAN ÖNCE, DEĞERLENDİRİLECEK DÖRT KOCA AY VAR

HAYDİ 

MİNİK YÜREKLERİ AYDINLATALIM

NASIL MI?

Okula başlamaya aday çocuğumuza, ‘okul olgunluğu testi’ yaptırmak gereklidir. Böylece minik yavrularınızın; öğrenme, dikkat süreçleri, sayı ve okuma olgunluğu, biz uzmanlar tarafından incelenmiş olur.

 Ona göre, ‘yaz etkinlik planı’ çıkarılır. Eğer gerekli görülürse, uzmanın yönlendirmesiyle; bir süre sonra tekrar bir değerlendirme yapılarak, çocuğun okula gitmesine karar verilsin. Bir de buna ek olarak, çocuğun sosyal duygusal gelişimi incelensin ve geliştirilecek öneriler sunulsun.  Böylece çocuklarınızın  zayıf alanları güçlensin. Başarmanın keyfine vararak, mutlu ve sağlıklı çocuklar olmaları sağlansın. 

OKUL OLGUNLUĞU NASIL OLUŞUR?

İlköğretim birinci sınıf, çocuğumuzun yaşamındaki önemli dönüm noktalarındandır.

Çocuğumuz anaokuluna gitse de, gitmese de ilk öğretime giderek, farklı bir deneyim yaşayacaktır.

 Okula başlayan minikler için kurallar ve gün içinde yapılan etkinliler değişecek. Yeni arkadaşlar ve yeni yetişkinlerle geçirilecek zaman dilimleri çoğalacak. Bu nedenle duygusal ve sosyal uyum ile ilgili  başarılması gereken görevler, bir bir sıralanacak. Çocuğumuz, programlı öğretimin gerektirdiği etkinliklere katılmaya başlayacak.  Bu nedenle de, belirli bir disiplin içinde kurallara uyması,  öğretmenin söylediklerini  yerine getirmesi gerekecek.

Ve en önemlisi; okuma-yazma, aritmetik ve benzeri konuları öğrenmek gibi görevlerle karşılaşacak.

İlköğretim birinci sınıfta; akademik alanda başarılması beklenen  önemli  ödev, ‘okuma - yazma ve temel aritmetik becerilerini öğrenebilmek’  olarak görülmektedir. Çocukların okuma yazma programının uygulandığı okullara başlamadan önce, okuma ve yazmayla ilgili deneyim yaşayıp yaşamamalarının, onların okuma - yazma gelişimlerini ve okul başarılarını etkilediğini izlemekteyiz.

Okul öncesi eğitime devam eden ve okul öncesi eğitimde uyum süreçlerini tamamlayan çocuklar, birinci sınıfa başlarken daha şanslıdır.  

OKULA BAŞLAMAK İÇİN TEK KRİTER YAŞ DEĞİLDİR

‘Okul olgunluğu testi’ çocuğun okula hazır olup olmadığını ölçer. Seneye okula başlayacak çocuklara bu aylarda ‘okul olgunluğu testi’ yaparak akademik olarak güçlü ve zayıf alanlarını taramak önemlidir. Böylece çocuğunuz;  görsel algı, görsel dikkat, işitsel dikkat, kelime dağarcığı, kopyalama, cümle anlama, sayısal becerilerinde  yaşının düzeyinde olup olmadığı ile ilgili bir taramadan geçer.

OKUL OLGUNLUĞU OLUŞMAMIŞSA ÖNLEM ALALIM

 Okul olgunluğu oluşmamış ise, çocuğumuzun eksik alanları var demektir. Eksiklerini tamamlayarak okula gönderdiğimiz çocuğumuz, başarı duygusunu özümseyecek ve öğrenmenin keyfine varacaktır. ‘Yaşı geldi’ diye hazır oluşuna bakmadan, okula götürdüğümüz çocuğumuz ise, risk altında olacaktır. Eğer okula hazır değilse, duygusal olarak örselenecek, başarısızlık duygusu ile tanışacaktır. Sonrasında ona yardım etmek için, okul öncesi döneme ait eksiklerini tamamlamaya çalışsanız da, sonuçlara ulaşmak baştan önlem aldığınız zamanki kadar çabuk olmayacaktır.

 

ÇOCUĞUNUZUN KÜÇÜK YAŞTA ÜNİVERSİTEDE OKUYABİLECEĞİNİ BİLİYOR MUSUNUZ?

 

Burçin Demirkan Baytar

Uzman Psikolog

 

Amerika’nın Stanford Üniversitesi, üstün zekalı dahi çocuklara internet üzerinden uzaktan eğitim veriyor. Zaman ve mekan sınırlılıklarını ortadan  kaldırıyor.  Dünyanın 35 farklı ülkesinden, 15.000 civarında üstün zekalı dahi çocuk bu eğitimden  faydalanıyor.  Üstün çocuklar, yaşıtlarından çok önce üniversitelerin kapılarını çalabiliyor.

ÜSTÜN ZEKALI  ÇOCUKLARLA YAŞAMAK

 Üstün zekalılık daha fazla farkındalık, daha fazla duyarlılık, anlama ve algıları bilişsel ve duyuşsal deneyimlere aktarmakta daha büyük bir yetenek demektir. Bu nedenle üstün zekalı çocuk, normal zeka düzeyindeki çocuklardan farklı özellikler gösterir. Ancak bir o kadar da takip edilmesi ve desteklenmesi gereken bir farklılık demektir. Üstün çocuk ustalıkla takip edilmeli ve desteklenmelidir. Bu konuda,   bilinçsiz yaklaşımlar sergilenmesi ise büyük risklerin  habercisidir.

 Üstün zekalı olarak tanılanan çocukların zeka puanı skorları ile, normal olarak tanımlanan çocukların zeka puanı arasında bilimsel normlara göre belirlenmiş bir averaj farkı vardır. Üstün zekalılar parlak fikirlere sahiptir, karmaşık bilişsel faaliyetlerde daha başarılıdır ve söyleneni çok çabuk kavrayabilirler. . Böyle bir durumun üstün zekalıların kişilik yapılanmasını etkilemesi de olağandır.

Her birey biricik, tek ve özeldir.   Bu nedenle zeka testleri  çocuk hakkında  tek başına yeterli  bilgi vermez. Ama  çocukların  zeka puanları  psikologlara, öğretmenler ve ailelere nasıl bir çocukla karşı karşıya oldukları hakkında öngörüde bulunma imkanı verir.

 Bu bağlamda ‘normal’ zeka skorları içinde olan çocukların özelliklerinin birbirine daha yakın seyrettiği bilinir. Bu çocuklara eğitim programı hazırlamak ve rehberlik yapmak daha kolay gözükmektedir; çünkü öngörülebilir bir çerçeve vardır.

 Her çocuk yeniden keşfetmeyi gerektirir. Çocukla başarılı bir iletişime sahip olmak için bulunduğunuz rölü benimsemeli ve gerçekten çocuğa keyifle emek vermelisiniz. Üstelik rolünüz kimi zaman ebeveyn, kimi zaman öğretmen, kimi zaman  psikoloğu  olabilir.

 Üstün zekalı bir çocukla birlikteyseniz bu keşif için çok daha fazla çaba harcamalısınız. Üstün zekalı bir çocuğa sahip bir ailenin, çocuğunu anlamak için gerekli genetik altyapıyasahip olma ihtimali de çok yüksektir. Bundan sonra yapılması gereken uygun çevre koşullarını sağlayarak üstün zekalı çocuğun kendini gerçekleştirmesine ve çevreye uyum sağlamasına yardım etmektir.

 ÜSTÜN ZEKALI BİR ÇOCUĞUN KARŞILAŞTIĞI ZORLUKLAR NELERDİR?

Kendi aralarında pek çok farklılık gösteren bir grubu anlamak kadar bu grubun özelliklerine uygun eğitim olanakları hazırlamak başlı başına zor bir iştir.

 Üstün zekâlı ve yetenekli öğrenciler diğer öğrencilere göre karmaşık bilgileri daha hızlı ve kolay biçimde öğrenebilirler. Bu özellikleriyle derslerde akranlarına göre daha üst seviyede bilgiye sahip olmak isterler.

 Bu çocuklar kendilerine uygun olmayan bir programla eğitim aldıklarında öğrenme motivasyonlarını kaybedebilmekte ve yaratıcılıklarını ortaya koyamamaktadırlar. Birçok yeteneklerini kullanabilecekleri, farklılaştırılmış bir eğitim programıyla yaratıcılıklarını geliştirmeye ihtiyaç duymaktadırlar.

Aynı zamanda bu çocukların  kendileri gibi olmayan yaşıtları ile de iletişim kurmayı öğrenmeleri gerekir.  Çünkü her zaman onlar gibi  insanlarla yaşamlarını  sürdürecekleri bir hayat mümkün değil.  Bu konuda çocukların  iletişim becerilerinin gelişmesi  önemlidir.

 Ancak bu konuda donanımlı eğitim kurumlarına, öğretmenlere, psikologlara ulaşmak her zaman mümkün olmamaktadır. Çünkü eğitsel ve duygusal rehberliğe ihtiyacı olan bu çocuklar ülkemizde yeterince devlet güvencesinde hizmet alamamaktadır.

Durum böyle olunca, aileler imkanlarını zorlayarak çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmaktadır. Üstün zekalı ve yetenekli olmak özel eğitim, psikolojik destek, aile danışmanlığı ve farklı yapılandırılmış bir program gerektirebildiğinden aileler, bazen çocuklarına yardım etmekte maddi ve manevi olarak zorlanabilmektedirler.

ÜSTÜN ZEKALI ÇOCUĞUN  AİLESİNE ÖNERİLER

  •         Çocuğunuzu dinleyin, tanıyıp anlamaya çalışın.
  •         Onun size uyum sağlamasını beklemek yerine, siz onu anlamak için çaba harcayın.
  •         Çocuğunuzu yeteneklerini geliştirme konusunda destekleyin.
    •   Üstün yetenekli olsa bile başarısız olabileceğini bilin. Çocuğunuza ‘başarı’ kadar ‘başarısızlığın’ da hayatın normal bir parçası olduğunu öğretin.
  •         Tanısı ‘üstün’ olsa bile, çocuğunuza bunu yüksek beklenti olarak yansıtmayın. Onun bir çocuk asla olduğunu unutmayın.     Çocuğunuza aile bireylerinin tümünün ilgi, sevgi ve saygı göstermesini sağlayın; aile bireylerine, ailenin mutluluk ve huzurunu sağlamaya yönelik yapıcı katkıda bulunabilmeleri için olanak verin.
  •          Aile bireylerinin ihtiyaçları arasında doğabilecek çatışmaları gidermenin yollarını bulun.
  •          Kardeşler arasında kıskançlık doğmasına neden olacak konuşma ve davranışlardan kaçının.
  •          Çocuğunuzun ailenizin dışında kendisine örnek alabileceği, toplum tarafından da örnek insan olarak kabul edilen yetişkinlerle kuracağı ilişkileri teşvik edin.
  •         Çocuğunuzun diğer üstün veya özel yeteneklilerle arkadaşlık ve iletişim kurmasına zemin hazırlayın.
  •         Çocuğunuzun hayallerinin, hayalî oyun arkadaşlarının, fantastik ve ütopik düşüncelerinin, sıra dışı sorularının kabul edilemez olduğunu ifade eden ve cesaret kırıcı konuşma ve davranışlardan kaçının.
  •          Çocuğunuza; para, hastalık, ölüm, savaş gibi kavramları yaşam deneyimi olarak öğretin.
  •          Başkalarının hak ve hürriyetlerine saygı gösterme, nezaket ve görgü kurallarına uyma gibi toplumsal kurallara uyum konusunda çocuğunuza örnek olun, toplumsal kuralların ve değerlerin önemini vurgulayın.
  •          Çocuğunuza özel zaman ayırarak düşüncelerini dinleyin ve kendi düşüncelerinizi onunla paylaşın.
  •         Hayatla kurduğu bağın ve çevresi ile kurduğu  ilişkiler  ‘1-0’ gibi katı bir çerçevelerden uzak olmasına destek verin
  •          Çocuğunuzun sizinkinden daha iyi olan düşüncelerini, bilgilerini ve saptamalarını taktir edin.
  •         Mükemmeliyetçi yapısı varsa onu törpülemek için destek verin.
  •         Çocuğunuzun mizah duygusunu geliştirmek için onunla birlikte gülün ve esprilerinin hoşunuza gittiğini belli edin.
  •          Çocuğunuzun hayatını, kendisine özel zaman ayıramayacağı şekilde yapılandırmak ve planlamaktan kaçının.
  •         Çocuğunuzu yetiştirirken, daha çok yıkıcı davranışları bünyesinde barındıran cezaya dayalı denetim mekanizmasından ziyade, yapıcı ve üretken davranışlara sahip gözleme dayalı denetim mekanizmasını benimseyin; çocuğunuza, onu sürekli kontrol altında tuttuğunuzu hissettirmeyin.
  •         Çocuğunuza, ona güvendiğinizi, konuşma ve davranışlarınızla gösterin.
  •         Çocuğunuzun kendine güvenmesi ve sorumluluk duygusu kazanabilmesi için ihtiyacı olan rehberliği ve desteği ona sağlayın.

 

  •          Çocuğunuza küçük çapta iş ve sorumluluk gerektiren görevler vererek çevresini keşfetmesine yardımcı olun.
  •          Çocuğunuzun merak duygusunu tatmin etmesi ve yaratıcı yönlerini geliştirmesi için araştırma yapma, deneme, fantezi kurma, test etme gibi faaliyetlerde bulunmasını teşvik edin.
  •          Çocuğunuzu yeni deneyimlere hazırlayın ve bunlarla başa çıkmaya yönelik yaratıcı yolları bulmasına yardımcı olun.
  •         Çocuğunuzun öğrenmeye yönelik sorularını büyük bir sabırla ve geçiştirmeden cevaplandırın; onu, uygun zamanlarda olmak kaydıyla, merak ettiği her şeyi sorması konusunda teşvik edin.
  •         Çocuğunuzu daha derin araştırmalara yöneltecek konuları araştırarak inceleyin ve onu da bu konuları araştırma konusunda teşvik edin.
  •          Çocuğunuza, problem çözmede çok çeşitli yaratıcı çözüm yolları bulunabileceğini somut olarak gösterin.
  •         Problem çözmede yaratıcı çözüm yolları denemesi ve yeni çözüm yolları ortaya koyabilmesi için onu teşvik edin.
  •         Çocuğunuzun bulduğu çözüm yollarının uygulanabilir olanları varsa, bunları günlük hayatınızda kullanarak onu cesaretlendirin.
  •         Çocuğunuzun temel öğrenme yöntemlerini geliştirebilmesinde ihtiyacı olacak müzik, resim, edebiyat, şiir gibi sanat alanlarında kullanılan sanatsal ifadeleri öğrenmesini sağlayın.
  •         Sanatsal faaliyetlerin tüm çocukların ruh sağlığı için faydalı olduğunu unutmayın.
  •          Çocuğunuzla kitle iletişim araçlarının (medya) olumlu ve olumsuz yönleri üzerine tartışın; onun medyaya karşı eleştirel bir yaklaşım tarzı geliştirmesi ve yayınları takip etmede seçici olma alışkanlık kazanabilmesi için kendisine rehberlikte bulunun.
  •          Çocuğunuza, kitap okuma, dergi gibi süreli yayınları takip etme konularında örnek olun; ona, zaman zaman kitap okuyarak okuma alışkanlığı edinmesine yardımcı olun.
  •         Süreli yayınlara abone olması ve özel kitaplığını oluşturması konusunda, çocuğunuzu teşvik edin.
  •          Çocuğunuzla ortak ilgi alanlarınızı paylaşın; birlikte araştırın; gelişmeleri ve sanatsal etkinlikleri birlikte takip edin.
  •          Çocuğunuzu, hobi edinme ve hobilerini izleme konusunda teşvik edin; örnek olun; hobileri için kendisine gereken kaynak ve araçları temin etmesinde, çocuğunuza rehberlik edin ve yardımcı olun.
  •         Atık malzemelerden icat tasarım ve icat yapmaya yönelik yazıları, belgeselleri birlikte izlemeyi önerin. Bu konudaki yönelimlerini destekleyin.
  •         Evde oynanabilecek satranç, dama gibi oyunları birlikte oynamayı önerin. Ailece oynaya bileceğiniz yeni oyunları birlikte araştırın.
  •          Üstün veya özel yeteneklilerle ilgili kamu yasalarını araştırın ve gerektiğinde başvurabileceğiniz uzman kişilerin, yardımcı kurum ve kuruluşların adreslerini öğrenin.
  •         Bu amaçla ilinizdeki veya  ilçenizdeki rehberlik araştırma merkezlerini ziyaret edin.
  •         Devlete ait olan Bilsem hakkında  bilgi alın.
  •         İstanbul’da Üsküdar Belediyesi’nin bünyesinde Çocuk Üniversitesi adı altında yapılan çalışmada üstün zekalı çocuklar için planlanmış.
  •         Ayrıca,  Koç Üniversitesi, Bilgi Üniversitesi gibi  bazı üniversitelerde ve özel eğitim kurumlarında   çocukların ilgi alanlarını geliştirici  çalışmalar yapmaktadır. Bu konuda bölgenizdeki üniversitelerden talepte bulunabilir; böylece kurumlara farklı bir bakış açısı sunabilirsiniz.
  •         Üstün yetenekli çocuklar için sınıf öğretmeninin öğrenim görevlerinin dışında ek öğrenim programları hazırlaması gerekir. Sınıfın seviyesi onların seviyesinden çok aşağıda kalabilir.
  •         Aşağıda belirtilen noktalar dikkate alınarak çocukların daha iyi gelişmelerine yardımcı olabilmek için sınıf öğretmeni ek çalışmalar yapmalıdır.
  •          Çocuğun çalışma ve ödevlerini sınıfın işlemekte olduğu konularda ve aynı tempoda tutmaya çalışmamalı, onun güç ve süratine uygun ödevler vermelidir.
  •         Ödevlerde tekrara ve alıştırmalara fazla yer vermemelidir.
  •          Daha çok problem çözme tekniğini gerektiren ödevler vermelidir.
  •         Yarı teknik malzemelerin okunması, özetlenmesi, bazı araçların modellerinin yapımı, şemalarının çizimi ve onların çalışma kurallarını açıklama ödevleri verilmelidir.
  •         Tartışma, proje ve dramatizasyon çalışmalarına önem verilmelidir.
  •          Tasnif, organize etme  olanağı veren fırsatlar hazırlanmalıdır.
  •          Ders etkinliklerinde kitabi etkinliklerden çok, geniş gözlem ve deneylere yer verilmelidir.
  •          Kendilerine özgü ilgileri olduğundan grupla olduğu kadar bireysel çalışmalara da önem verilmelidir.
  •          Öğrenciyi okul içi ve dışı etkinliklere yönlendirmelidir.
  •          Önderliği gerektiren ya da önderliği geliştirmeye fırsat verecek çalışmalara katılması için teşvik edilmesi gerekir.
  •          Üstün yetenekli çocuğun başarısını, sınıf arkadaşlarının başarısı seviyesi ile değil kendi öğrenme güç ve sürati ile karşılaştırmalıdır.

 Anne ve baba ile bu konuda işbirliği yapmalı, onlara çocuklarını ihmal etmeden ve gurura kapılmadan yetiştirmek için gerekli anlayışı kazandırmaya çalışmalıdır.

  •          İleri öğrenim için en uygun yolun seçilmesinde uzmanlarla işbirliği yapılmalı.
  •         Bu çocuklarda üstünlük duygusunu yaratmak, aynı ‘aşağılık duygusu’ kadar zararlı sonuçlar doğurabilir.
  •          Çocuk arkadaşlarını ve çevresindekileri aşağı görebilir. Toplumda yalnız bir kişi olarak yaşamına devam etme tehlikesi ile karşı karşıya kalır
  •         Çocuğunuzun mutlu  ve sağlıklı bir yaşam sürmesi için  üstünlük duygusunun  yaratılmamasına azami dikkat sarf edilmelidir.
  •         Akademik konular için resim, müzik, beden eğitimi gibi dersler ihmal edilmemelidir.        
  •         Son olarak ;  üstün bir çocuğun anne babası olmak yardım alındığında daha başarılı ve mutlu olabileceğiniz bir durumdur. Zorlandığınızda uzmana danışın .
  •         Sorun oluşmadan yardım alın.

       

Çocuklarınıza 'hayır' demeden 'hayır' deyin

Yard. Doç.Dr. Oktay Aydın

 

Çocuk yetiştirirken anne babaların en sık kullandığı kelimelerden biri de ‘hayır’dır. Bu süreçte çocuk kızabilir veya ağlayabilir. İki tarafı da mutlu edecek çözümü bulmalısınız

Anne-baba ve çocuk arasındaki ilişkilerde kurallar, sınırlar ve özgürlükler konusu her zaman tartışma konusu olmuştur. Her ailede özgürlükler ve yasaklar arasındaki sınırlar farklı anlayışlarla şekillendirilir. Hemen hemen her çocuk, doğası gereği ailesinin koyduğu bu sınırları test eder ve aşmaya çalışır. Kimi zaman bunu başarır, kimi zaman ise başaramaz. Anne-baba ve çocuk arasındaki bu ip çekme oyunu, çocuk yürümeye başladığı andan itibaren başlar ve ergenliğin sonuna kadar devam eder.

Bu ip çekme oyunu, gelişimin bir parçasıdır ve doğaldır. Bir anlamda çocuk, ailesiyle giriştiği bu mücadeleyi kazandığı ölçüde bireyleşir, özgürleşir ve kendine yeter hale gelir. Anne-babalar da içgüdüsel olarak bu oyunun diğer tarafında yer alır. Çocuğun yaptığı manevralar karşısında onlar da kendi manevralarını yapar ve biraz çocuğu koruma içgüdüsü biraz da kendi egolarını tatmin etme dürtüsüyle yasaklar ve sınırlar koyarlar.

Bu süreçte çocukların anne-babalarından en sık duydukları söz “Hayır!” olur. Bu sözün arkasına uzayıp giden bir sürü şey eklenir:

- “İnternete girmene izin vermiyorum.”

- “Derslerini yapmadan dışarı çıkamazsın.”

- “Bugün arkadaşlarınla görüşmeyeceksin.”

- “Geç saate kadar kalamazsın.”

Anne-babanın çocuğuna gösterdiği bu tepkiler, çoğu zaman çocuğun ya öfkelenmesiyle ya da ağlamasıyla sonuçlanır. Aslında ilişkinin en zor ve hassas noktalarından biri de burasıdır. Herkesi memnun edecek bir çözüm bulmak da zordur.

Ego savaşı olmasın, kelimeleri doğru seçin

Bir insanın herhangi bir durumda karşısındakine doğrudan “Hayır!” demesi, karşı tarafın alnının ortasına atılmış yumruk gibidir. Bir anlamda sözel şiddet ve güç gösterisidir. Bu sözcüğün bilinç altımızdaki kodu “Ben senden daha güçlüyüm, ben seni döverim” olarak çevrilebilir. “Hayır!” sözcüğünü duyan bir insanda negatif duygular tetiklenir ve artık söylenecek şey duyulamaz hale gelinir. O andan itibaren mantık kilitlenir ve tamamen duygu alanına taşınmış bir çatışmanın fitili ateşlenmiş olur. Artık egolar savaşa başlamıştır. Çocuğun egosu engellenmiş hisseder; anne-babanın egosu da dikkate alınmamış ve sözü dinlenmemiş hisseder. Gerek aile içi ilişkilerde gerekse diğer sosyal ilişkilerimizde bir çok çatışma, sözlerin ve sözcüklerin doğru seçilememesinden çıkar.

“Hayır!” demeden hayır kelimesi nasıl kullanılır?

Kültürümüzde ve dilimizde “hayır” sözcüğü çok yerleştiğinden, dili değiştirmek oldukça zordur. Ancak unutmamak gerekir ki, dilimizi değiştirdiğimizde duygu durumumuzu, düşünme biçimimizi de değiştiririz. Aşağıdaki örnekler, “Hayır!” demeden nasıl iletişim kurabileceğimizle ilgili ipuçları verebilir:

- “Hayır! O saate kadar dışarıda kalamazsın.” yerine “Oğlum/kızım, bu isteğini anlıyorum. Ama sen eve geç geldiğinde ben kaygılanıyorum. O nedenle geliş saatin konusunda anlaşmalıyız.”

- “Hayır! Internete girmek yok. Önce derslerini yapmak zorundasın.” yerine “Internete girmek istediğini biliyorum. Derslerini tamamladıktan sonra internete girebilirsin tabii ki ama şimdi değil.”

- Hayır! Bugün arkadaşlarınla gezemezsin. Bana yardım edeceksin.” yerine “Arkadaşlarınla gezmek istemeni anlıyorum. Ama bugün senin yardımına ihtiyacım var.”

- “Hayır! Okula gideceksin. Saçmalama” yerine “Sabah erken kalkmanın ve her gün okula gitmenin zor olduğunun farkındayım. Bu senin sorumluluğun.”

Peki, hiç mi “Hayır!” demeyeceğiz. Elbette, çocuğun güvenlik ve sağlık riskinin olduğu, tüm söylenenlere rağmen sonuç alınamadığı durumlarda “Hayır!” sözcüğü de kaçınılmaz olur. Ancak, önemli olan, otomatiğe bağlanmış “Hayır!”larla iletişimi riske sokmamak.

 

 

‘BEBEĞİNİZİN KONUŞMASI GECİKMESİN’ DİYE OKUYUN.

Uzman Psikolog, Burçin DEMİRKAN BAYTAR

 

“BEBEĞİM Büyünce değil,  Üç yaşına gelince cümleler kurarak  konuşur” dediğimde, inanamayanlardan mısınız?  O zaman gelin birlikte ne demek istediğime bakalım. Bebeğin ilk aylardaki anlamsız ses çıkarmasından, daha sonra düzgün konuşmasına kadar geçen sürede,çocuğun konuşmasını etkileyen birçok faktör vardır. Bu faktörler:

 KALITIM

Ailede geç konuşma öyküsü varsa, ‘geç konuşma durumunun olabileceğini’ söyleyen uzmanlar vardır.  Ancak birçok tıp hekimi ve aile,  bazen bu nedene takılıp kalmakta, bu sebeple önemli müdahalelerde geç kalınmaktadır.

v  Beş yaşına gelmiş, kelime söyleme ve cümle kurma zorluğu olan bir çocuğun ailesine soruyorum. “Bugüne kadar neden yardım almadınız ?”

v  Cevap çok tanıdık. Ama üzücü.  “BABASI DA A AAA ! GEÇ KONUŞMUŞ, KONUŞUR” DEDİLER!!!!!.

v  Bu yaşta artık çocuklar okuma yazmayı kendiliğinden çözebilecek başarı ve becerideyken, karşımda özgüveni kırık ve çaresiz bir çocuk bulmak, beni çok üzüyor. Hem de çok…

v  Çocuğun dilsel geç kalmışlığı, okul ve eğitim hayatına gölge düşürümeden, lütfen BEKLEMEDEN yardım alın.

 ÇEVRE 

v  Televizyon çocuk bakıcısı olursa ve bir de reklamlarla yemek yemeyi öğrenmiş bir bebeğiniz olursa, ‘gecikmiş konuşma’ davetiyesini satın aldınız demektir.

v  Bir de  bebeğiniz bilgisayarınızla oyun oynayarak sakinliyor ve siz de “benim kuzum çok akıllı” deyip, bu durumla böbürleniyorsanız, olabileceklerı saymaya bu satırlar yetmez.

v  Bir de ve bir de... Siz çocuğunuzu, çocuklarla buluşturmak ve birlikte onlarla  oyun oynamak yerine, evde günlerce kalıyorsanız, sadece gecikmiş konuşma için değil, çocuğunuzun gelişimi ve ruh sağlığındaki diğer alanlar için  de, sıkıntıya davetiye çıkarıyorsunuz demektir.

v  Çocuk havadan değil, havasızlıktan hasta olur. Çocuk; insansızlıktan, doğadan ve insandan uzak kalmaktan hasta olur. Üstelik bu hastalıklar, iki antibiyotik ve biraz vitaminle geçmez.

v  Hangi anne, kuzucuğunun üzülmesini ister ki ?:): yemezse, püre yapar yine yedirir.!!!! Di mi yani.

v  2,5 yaşına kadar püre yiyen üç yaşında bir danışanım var.  Yeni tanıştık. Ben, ona “köfte dili” diyorum.  Şu an da 3 yaşında . Sadece “anne, baba” diyebiliyor. Konuşmak onun için  Çok korkutucu. Oysa biraz gayretle, bütün korkular bitecek. Keşke 2-3 ay önce tanışsaydık.

v  Önce annenin eğitimini  yapıyoruz. Durumu kabullenmesini sağlamak, değişim için önemli.

v  Annesi, onun büyümesine izin vermiyor. Ama ona zarar verdiğini anlaması ve çocuğuna yardım etmeyi hızlıca kabullenmesi gerekli.

v  Artık kalabalık aileler yok. Masal anlatan dedeler ve büyükanneler yaşanan  evde değiliz.  Üstelik eskisi kadar  torun da yok. Olan  torunlar  çok kıymetli

v  “TORUNUMA TOZKONDURTMAM. Onun her istediğini yaparım.  Ben onun istediğini gözünden anlarım” derken, konuşmadan anlaşmanın konforunu bir süre yaşar bebeğiniz.

v  Bir gün gelip, oyunda derdini anlatamadığı için dışlanana kadar.

v  Çoğu zaman işler öncesinde karışır. Size istediğini anlatamaz ve öfke nöbeti yaşar.

v  Amca hala çocuğu yok. Eskisi gibi  çok.

v  “Hadi benim hatırım için idare edin “  diyeceğiniz  çocuklar ve anneleri olmayınca, iki iki kişilik yalnızlık başlar.

v  Anne, baba yoğun stresli bir yaşamın içindedir. Ve çocuklarıyla, günde yarım saat oyun oynamak için vakitleri yoktur.

v  Bir annenin gerçeklerle yüzleşince, söylediği bir söz kulaklarımda:

Babamla, annem bakıyor. Biz de işe gidiyoruz. İşler de yoğun. Şimdi anlıyorum eve her gün niye bir oyuncakla geldiğimi .”

Oyuncaklar, kızıma ayırmadığım zamanlardan dolayı duyduğum suçluluğu bastırmak için aldığım objelermiş meğer :(((

v  “Kızımın oyuncağa değil, onunla vakit geçirmeye ihtiyacı varmış. Ben, kendimi rahatlatmak için ona oyuncak alıyormuşum”

v  “BAKILIYOR, NASILSA BÜYÜR “dedikLL diye düşünüyor anne babalar bazen. Öyle olunca; sorunlar ardı ardına gelebilir.

v  Bu sorunlardan birisi de, konuşma gecikmesi olabilir.

v  YA DA BİRGÜN KEKELEMEYE BAŞLAYABİLİR ÇOCUĞUNUZ

v  Anne depresyondadır, ama tedavi almamaktadır. Ya da tedavi sadece ilaçla olmaktadır. Terapi ve koruyucu, destekleyici sağlık hizmetlerinden yaralanmamaktadır. Bu halde kimseyle konuşmak ve yakınlaşmak istemeyebilir. BEBEĞİYLE BİLE.

v  Ve derken, bebek büyür ama konuşmaz..

v  Bazı evlerde, çocuğun yanında bağırılmakta ve hatta fiziksel şiddet, aile içi bireylerin bir gerçeği olmaktadır. Ve derken, ÇOCUK SUSMAYI SEÇER. SEÇİMİ ONUN İÇİN DE BÜYÜK BİR AÇMAZDIR!!!

v  V e derken biri çıkar çocuğu okutalım. “Dili açılsın” der. Bir hoca aranır.

v  ‘O evde hiç kavga gürültü olmamış çocuk, o travmaları yaşamamış gibi varsayılır.’  Öylesi daha kolaydır.

v  Durup düşünmek ve kendi hatalarınızı düzeltecek yardım kanalları aramak yerine,

-Yanlış anlaşılmasın duaya karşı değilim- ama ‘ALLAH AKLINI KULLANMAYI EMREMİŞ’ di mi yani.

BEDENSEL SAĞLIK

v  Bebeğinizin kulak, çene ,dil gibi organlarında sorun varsa, çevrede her şey mükemmel olsa da, konuşma oluşmayabilir. Mutlaka konuşma bozukluğu ve gelişim konusunda çalışan bir uzmana ve bu alanda çalışan uzman hekimler başvurunuz. Sorun olsun olmasın, yardım sürecini başlatınHekim demez ya; “büyüyünce geçer” diye. Bazı anne, babalara soruyorum gelişim takibinde. “Neredeysiniz bu saate kadar” diye… Geç kalmalıkları hekimlere yüklüyorlar. Ve ben inanmak istemesem de, duruma üzülüyorum.  Tıbbi ve psikolojik yardım süreçleri ihmale gelmez. “Erken yardım, bebeğinizin geleceğini kurtarır”

v  İstemesek de  belirtmek zorundayız ki, konuşması gecikmiş bir çocuğun bu durumu sadece ‘gecikmiş konuşma ibaresi’ olabileceği gibi, başka sorunları da ip ucu olabilir.  VE ERKEN MÜDAHALE VE ERKEN EĞİTİM EN BÜYÜK İLAÇTIR.

v  Sorunlarla yüzleşmekten kaçınmak sorunu büyütür.

v  Sizi anlıyorum.  GERÇEKTEN. TİTREYEN ANNE YÜREKLERİNİZİ HER GÜN tanıdığım her yeni anneyle, yüreğimde bir kez daha hissediyorum

v  Kim kınalı kuzusuna toz kondurur.

v  Kim; kuzucuğun, annesinin gözünde yaş, kalbinde endişe görmek ister.

v  GERÇEK ANNE ÇOCUĞUNUN SIKINTISINI ÇÖZEN ANNEDİR. SİZ DE GERÇEKTEN İYİ BİR ANNE OLDUĞUNUZ İÇİN YAZININ SONUN KADAR OKUDUNUZ. Konuyu anladınız. ŞİMDİ GEREKENİ YAPMA ZAMANI .

Peki ne zaman  yardım almalıyım?

 v  Çocuğunuz 3 yaşında anlaşılır şekilde kelimeleri söylemiyorsa, iki kelimelik bile olsa cümle kuramıyorsa, işaretlerle anlaşmaya çalışıyorsa, konuşma gecikmesi için ‘dil gelişim testi’ yapabilecek bir gelişim uzmanına başvurmanız gerekir. Bu ölçüler; Türk standartlarına uygun olarak Tifaldi ve Tedil testleri ile yapılmaktadır. Tifaldi testi, Türk çocuklarına özel geliştirilmiş bir testtir. Bir hekim bile size konuşur, bekle derse asla beklemeyin. Dil gelişimi konusunda, çocuğunuzun değerlendirilmesini, uzmanından talep edin.

 

 

0-6 Yaşta Döneminde Danışmanlık Hizmetlerinin ve Okul Öncesi Eğitimin Çocuk Gelişimindeki Önemi

Burçin DEMİRKANBAYTAR

Uzman Psikolog

 

Bebeklerin zihin gelişimi, anne karnında başlamaktadır. Yapılan birçok araştırma, bebeklerin anne rahminden itibaren duyduğunu ve bu sesleri unutmadığını ispatlamıştır. Bu nedenle bebeğiniz ilk yaşının birinci döneminde doldurmadan ona eğitim vermeye ve eğitim veren uzmanlardan yaralanmaya başlamanız mümkün.

Bebekler ve bakım veren kişilerin yetenekleri geliştirerek zeki, sosyal ve mutlu çocuklar yetiştirmek için daha fazla fırsat yakalanabilir.

Bazen bebeğimiz doğduğunda veya doğumdan sonraki yaş dönemlerinde, yaşıtlarından farklı özellikler gösterebilir. Bazen yaşıtlarından geri gelişim özellikleri gösteren bir çocukla baş başa bir yaşama adım atılır. Bu durumda aileler gerçeği inkar aşamasını çabuk atlatıp, çocuklarına yardım etme reflekslerini en kısa sürede geliştirirlerse, hem kendilerine hem de çocuklarına iyilik etmiş olur. Çünkü; bebeklik ve çocukluk dönemlerinde herhangi bir şekilde gelişimsel sorunu bulunan çocuklar için, erken eğitim çok önemlidir. Çocuklar o yaştan itibaren erken eğitim sayesinde yaşıtlarına yaklaşabilmektedirler.

Üstün yetenekleri olan çocuklar da özel eğitime ihtiyaç duymaktadır. Okul öncesi eğitim bu çocuklar için de çok önemlidir. Aileler bu konuda da duyarlı olmalıdır. Çocuğunuz bazı yetenekleri ile yaşından çok üstün üstün özellikler, sosyal uyumda sorun yaşayabilir.

Çocuğumun Gelişimini Nasıl Takip Edeceğim?

Her çocuk bebeklikten itibaren çocuk doktoruna gider gibi, gelişim psikoloğuna gelmelidir. Böylece belirli aralıklarla çocuğun testleri ve taramaları yapılır. Kişisel gelişimi, sosyal gelişimi, ince motor gelişimi, dil gelişimi, kaba motor gelişimi takip edilir. Aile danışmanlığı ile süreç desteklenir.

Çocukların yaşadığı ortamlar gelişimlerini etkiler. Günümüzde rekabet artmıştır. Ancak çocukların rekabeti öğrenebileceği ve gelişim alanlarını doğal süreçte destekleyebilecekleri önemli bir unsur olan bahçede oyna kültürü çok azalmıştır. Bu durumda okul öncesi eğitimde yaşı da 2-3 yaşlarına inmek zorunlu hale gelmiştir.

Çocuğumun Gelişim Geriliği Olduğunu Düşünüyorsam, Ne Yapmalıyım?

Öncelikle bir gelişim psikoloğuna başvurulması gerekir. Bu uzman başka uzmanlarla işbirliği yapma ihtiyacı varsa sizi yönlendirmelidir. Özellikle bebeklik ve erken çocukluk dönemlerindeki gelişimsel sorunlar konusundaki eğitimlerinin büyük bir önemi vardır. Çocuklar yararına çalışan meslek alanları ile akademik ve kurumsal bağları güçlendirmek, eğitim ve hizmete yönelik iş birliği olanaklarını yaratarak, sağlık sisteminde önemli, kapsamlı bir model oluşturmaktadır. Çocuğun gelişimi için çocuk psikiyatrisi, çocuk psikoloğu, çocuk gelişimi uzmanı, psikolojik danışman, sosyolog, sosyal hizmet uzmanı, dil terapisti, fizyoterapist gibi meslek gruplarından uzmanlarla çalışmaktadırlar. Böylece çocuğun yaşadığı sorunları aşmasına yardım edilmektedir. 0-3 ve 3-6 yaşlarda beyin elastikiyetinin çok yüksek olması nedeniyle bu yaşlarda çocuğun desteklenmesi, yaşıtlarıyla arasındaki farkı kapaması için oldukça yararlı ve etkilidir. Özel danışmanlık merkezlerinde bu hizmetler verilmektedir.

Devlet tarafından sağlanan olanaklarla da, özel eğitim desteği verilmektedir. Bu destekten yararlanabilmek için yapılması gerekenler hakkında rehberlik araştırma merkezleri, rehabilitasyon merkezleri ve devlet hastaneleri ailelere rehberlik etmektedir. Devletin sağladığı özel eğitim hizmeti bazı durumlarda yeterli olmaya bilir. Çünkü tanı için aynı süreyi kapsamaktadır.

Özel eğitim hizmeti alan çocuklarda sonuçlar değerlendirildiğinde ortaya olumlu ve şaşırtıcı sonuçları gözlemlenebilmektedir. Örnek bir olguüzerinden incelemek gerekirse; Ankara'da iki çocuğu olan bir ailenin, 3 yaşındaki oğulları konuşmada gecikmek nedeniyle bir hastanenin Çocuk Ruh Sağlığı (Çocuk Psikiyatrisi ) birimine başvururlar. Söyleyebildiği sözcük sayısı oldukça sınırlı olan ve diğer isteklerini de hareketler ile anlatmaya devam etmek durumunda kalan AB yapılan gerekli incelemeler sonucunda alınan sonuçlar doğrultusunda kısa sürede tedaviye yönlendirilerek olumlu sonuçlarını çok geçmeden hayatına taşımıştır. Böylelikle ailenin de içinde bulunduğu güçlüğün aşılmıştır. Çocuğun sıkıntıları daha kısa zamanda hayatından çıkmıştır.

Bu ve buna benzeyen pek çok örnek zamanında fark edilerek eğitim aşamasına yönlendirilerek büyümeden problemler önlenmektedir. Özel eğitim alan çocukları kreş ve anaokulları da çok geliştirmektedir.

Bazı aileler, eğitim raporu almaktan çekinmektedir. Bu durumda çocuklarının eğitimi aksamaktadır. Aileler eğitim ve terapi ile yardım etmediğinde çocuğun yaşayacağı zorluklar ileriki yaşantısı için ruhsal ve gelişimsel süreçte kalıcı hasarlar ve psikolojik izler bırakabilir.

Üstün yetenekli çocuklar da ailelerinin desteğine ihtiyaç duyarlar . Bu ailelerin ise aile danışmanlığı almaları ve üstün bir çocukla yaşamayı öğrenmeleri gerekir.

(Kaynak: İlk üç yaşta gelişimsel sorunu olan çocukların için üç sorun üç çözüm, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi, Özel Eğitim Dergisi, 2005)

 

 

ÇOCUKLARIN ARKADAŞ EDİNEBİLMESİ NEDEN ÖNEMLİ VE AİLELER BU KONUDA NE YAPABİLİR?

 

Burçin Demirkan Baytar

Uzman Psikolog

 

Çocuk öfkeli mi?

Arkadaş edinmekte zorlanıyor mu?

Okula gitmek istemiyor mu?

Göz kontağı kurmayı sevmiyor mu? 

Acaba neden ????

Günümüz koşullarında;  annelerin çocuğu çalışmaktadır.  Bu nedenle de çocukların yaşamı hızla ev ortamının ve mahalle kültürünün korumacı aura’sından alanı uzaklaşmaktadır. Kreşlerde 0-3 yaşları arasında kreşlerle başlayan sosyalleşme ortamı ardından, anaokulu ve diğer okul ortamları ile sürmektedir. Böylece çocuk daha hızlı bir şekilde yaşıtlarıyla ve kurallarla tanışmaktadır. Bu sosyalleşme ortamları, çocuğun gelişimi için de ihtiyaçtır.  Ancak çocuğun arkadaş edinmekte zorlanması, hem çocuk, hem aile için önemli bir sorun olabilir.

Aileler çocuğu doğal ortamlarında gözlemelidir. Yani çocuğunuz kreşinde ya da okulunda oyun oynarken, onu ziyaret etmeniz ve gözlemlemeniz yararlıdır.

Böylece çocuğunuzun arkadaşları ile ilişkilerini izleyebilirsiniz. Ancak bu gözlemleri yaparken, çocuğunuzun öğretmeni ve kurum yönetimiyle işbirliği yapmanız da önemlidir.

 Anne babanın çocuğu ile düzenli olarak oyun oynaması gerekir. Bu zaman diliminin gerçekten çocuğunuza fayda sağlaması için, aklınızla olduğu kadar ruhunuzla da çocuğunuzun yanında olmalısınız. Çocuğuyla oynamayı görev gibi algılayan ebeveynler, iyi iletişim kuramadığını gözlemliyorum.

Oyun sırasındaki ebeveynin  gözlemleri,  birçok konuda yol gösterir. Çocuğun oyun,   oynarken sergilediği tutumlardan yola çıkarak, akranları ile nasıl iletişim kurduğu hakkında fikir edinebilirsiniz. Ebeveynden beklediği bazı tutumları da, arkadaşından beklediği düşünülebilir. Söz gelimi itaat …

Bununla birlikte, unutmamak gerekir ki,  ebeveynin yanında çocuk, tamamıyla arkadaşı ile iletişiminde sergilediği tutumları sergilemez.

Altı yaş ve sonrasında,   anne babanın çocuğunun arkadaşları ile iletişim kurması da çok önemlidir. Ama en önemlisi; çocuğunuzu etkin bir şekilde dinlemektir. Çocuğunuzu seven bir arkadaşı, onun hayatında çok önemli durumların olumlu sonuçlanmasını sağlar. Bu nedenle çocuğunuzun yakın arkadaşlarını da  etkin bir şekilde dinleyin.. .  Onlarla sıcak ilişkiler kurmanızı öneririm.

Çocuklarla iletişim kurarken; sorduğunuz sorularda, çocuğu yönlendirici değil yüreklendirici olmasına dikkat etmelisiniz. Beden dilimiz samimi ve ön yargısız olmasına özen göstermenizde fayda var.

 Çocukların arkadaşlık kurmakta zorlanmalarının sebepleri nelerdir?

Akranlarla ilişkiler yaşlara göre farklılık gösterir. Bu nedenle,  zorlanma sebepleri de farklılık gösterir. Ama temelde;  çocuğun arkadaş edinebilmesi için, sosyal becerilere ve iletişim becerilerine ihtiyacı vardır. Bunlara ek olarak, kendine güvenmesi ve öz saygısının yüksek olması arkadaşları ile olan ilişkilerde karşılaştığı problemleri çözebilmesini sağlar. Böylece çocuk bulunduğu ortamlarda kendini kabul ettirir.

Çocuğun özgüvenli olması için, çocuğa ev içinde sorumluluk verilmesi çok önemlidir. Evde sınırlarla karşılaşmayan bir çocuk, aile dışında sınırlarla karşılaşınca uyumsuz davranışlar sergileyebilir. Aile içinde anne babasının veya bir yakının arasındaki   iletişim şeklini model alabilir. Aile çatışmalarında hep bir tarafın kazandığı bir evde büyüyen bir çocuk, kazanmak veya kaybetmemek üzere sürekli savunmacı bir dil kullanabilir.

İnsanlarla yakın ilişki geliştirmede iyi deneyimlere sahip olmayan birisinin olumlu pratikler geliştirmesi için, gerçekten birinin yardımına, anlayışına ve şefkatine   ihtiyacı vardır.

Bazen, tamamen olumlu deneylere ve özgüvene sahip bir çocuk veya ergen de arkadaş ilişkilerinde uyum sağlamada zorlanabilir. Zaten büyümek ve değişiklikleri keşfetmek,  her sene değişen bir bedene sahip olmak farklı bir deneyimdir.

Bir de aynı anda çocuğun hayatında birkaç değişiklik birden olmuşsa, uyum sürecinde zorlanmalar normaldir. Mesela; küçük bir şehirden, İstanbul gibi bir şehre taşınan bir ailenin çocuğu hem şehir kültürünü, hem okulunu,  hem de evini değiştirmiştir. Yani site ya da  mahalle arkadaşlarını, geldiği şehirdeki sevdiği büyüklerini, öğretmenini, okul arkadaşlarını bırakıp,  yeniden  tüm bu ilişkilerini yapılandırmak üzere yola çıkmıştır. Uyum sağlaması zaman alacaktır.  Bazen taşınmaya sebep olan durumda çocuğu kaygılı, öfkeli  yapar. Anne  babanın ayrılması gibi.

Önemli olan zorlanma ve uyulmama, sürecinin en az hasarla atlatılmasıdır. Bu dönemde çocuğa koçluk yapmak ve psikolojik destek vermek çocuğun yaşamını kolaylaştırır. Baş etme gücünü artırır. Çevreyle ilişkilerini güçlendirir.

Yaşam bazen çocukları sınırlar, kısıtlamalarla yüz yüze getirir ve çok acımasız olabilir. Anne babaya, bazen büyükanne ve dedeye  öğretmene bu durumlar da   etkin dinleme, onların sınırları kabul etmelerine ve yaşamın acı gerçeklerine uyum sağlamalarına yardımcı olacak çok etkili bir araçtır.

Duyulduğunu ve anlaşıldığını hisseden çocuk, zamanla tüm duygularını dile getirmeyi öğrenebilir ve olumsuz duygularıyla başa çıkmayı başarabilir.

Bununla birlikte anne-babalar da etkin dinlemeyle, çocukların istedikleri bir şeyi elde edemediklerinde, çok sık duydukları kızgınlık ve düşmanca duygularına tepki vermenin yeni bir yolunu öğrenmiş olurlar.

Anne- bana ve diğer aile üyeleriyle iyi bir ilişki ve iletişim halinde olan bir çocuğun da, arkadaşlık kurmakta zorluk yaşaması mümkün müdür?

Evde ve ailenin diğer üyeleri arasında  kabul edilme kaygısı olmayan bir çocuk okulda çok silik bir çocuk olabilir. Çocuklar da mekanlara ve insanlara  göre farklı tutumlar sergiler. Bu durumda  problemi yok saymak hata olur.

Arkadaşlık kurmakta zorlanan çocuklarda gözlemlenebilecek diğer psikolojik durumlar nelerdir?

Bazılarında okul başarısızlığı, tırnak yeme, saç yolma, okul fobisi, okulda davranış problemleri gibi patolojik sorunlar görülebilir. Bazen tikler… Ve hatta sınav kaygısı...

Önemli olan çocukları ve ergenleri gözlemlemektir. Çünkü akranları tarafından şiddetli derecede dışlana çocuklarda suç işleme, depresyon, depresyona bağlı aşırı hareketlilik ve dikkat sorunları ve hatta intihar eylemi görülebilmektedir.

Anne ve babalar, çocuklarının arkadaş edinme problemlerinde onlara nasıl yardımcı olabilir?

Anne-baba öncelikle çocukla ilişkilerini gözden geçirebilir.  Çocuğu ile nasıl bir iletişim dili kullanıyor. Eşler nasıl bir iletişim dili kullanıyor. Emir vermek ve öğüt vermek karşılıklı iletişim sırasında oluşan sorunların büyük bir bölümünü oluşturuyor.